Bugun...
06-06-2015 19:51:00 büyüt küçült

"Zaferle Değil Seferle Mükellefiz"

Ankara Temsilcimiz Erkan Hacıfazlıoğlu Adalet Bakanımız Sayın Kenan İpek İle yaptığı röpotajda Sayın Bakanın yaşamından kesitler sunuyor

 

E.HACIFAZLIOĞLU: Sayın Bakanım sizi tanıyabilir miyiz?

 

K.İPEK: 1959 yılında doğdum. Pekmezli Köyü’ndenim. Ama çocukluğum Pazarköy’de geçti. Pazarköy İlkokulunda okul hayatım başladı. Ben ilkokulu bitirdikten sonra Rize Lisesinde ortaokul 1. Sınıfı okudum daha sonra ailece İstanbul’a taşındık. Devamında İstanbul Oruçgazi Ortaokulu ve Pertevniyal Lisesinden mezun oldum.  Yaş itibariyle ülkemizin farklı dönemlerine de şahitlik etmiş oluyoruz. İlkokula başlayışım 1960’lı yılların ortasına denk düşüyor. 1970’lerin ilk yarısında ortaokulu ve liseyi bitirdim. Bugünden baktığımızda ülke olarak geldiğimiz seviye gerçekten gurur verici. Zor yıllardı o yıllar. Her şeyin bulunmadığı, daha kıt kanaat yaşamanın hakim olduğu yıllardı. Bugünün gençlerinin kitaplardan, belgesellerden veya büyüklerinden dinleyerek o yılları anlamalarını önemli görüyorum. Zira bugün ellerindeki imkanlar için eminim şükredeceklerdi. O yılları tasvir için kara tahta, kara önlük akla gelir. Biraz siyah beyaz bir fotoğraf gibiydi, farklı renklere ülke şartları ve ekonomisi fazla müsaade de etmiyordu zaten. Gerçekten Türkiye bugün ekonomisi ile, teknolojisi ile önemli bir seviyeye ulaşmıştır. Bu eğitim hayatına da yansımaktadır. Son teknoloji ile verilmiş araç gereçler giderek herkesin kullanımına giriyor. Bunların kıymetini bilmek gerekiyor, ülkemiz ve milletimiz hayır yönde çalışmalar yapmak için, kendimizi geliştirmek için büyük bir imkan olarak gördüğümü belirtmem gerekiyor.

E.HACIFAZLIOĞLU: Üniversiteyi, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okuduğunuzu biliyorum. Üniversite yıllarınızı ve o dönemin sosyo-ekonomik ve politik atmosferini anlatabilir misiniz?

K.İPEK: Evet, 1970’lerin sonunda girdiğim Fakülteden 1982 yılında mezun oldum. Ne söylenebilir ki, benim üniversite öğrenciliğim bu açıdan da biraz sıkıntılıydı. Zira ülkemiz siyasi açıdan ciddi bir kaosun içine girmiş, ideolojik kamplaşmalar arttığı gibi sürekli artan bir şiddet vardı. Tabii 12 Eylül 1980 askeri darbesi, üzerinden geçen 35 yıla rağmen hala tartışılan, etkileri olan bir darbeydi. O dönemde zaten kıt imkanlar, küçük bir ekonomik gücü var ülkemizin bunun üzerine bir de siyasal ayrışma ve kavgalar eklendi. Kavganın son noktası zaten darbeydi. Bunun psikolojisini bugün içerisinde anlatmak pek bir şey ifade etmeyecektir. Allah ülkemize o günleri tekrarını yaşatmasın. Hangi fikir olursa olsun, tüm ülke insanı için zor yıllar oldu. Bunun psikolojisini devlet hala tam olarak atlatamamışken, milletin atlatmasını beklemek olayı hafifsemek olacaktır. O dönemi yaşayanların ruhlarında bir yaradır o yıllar. Üniversite eğitimi almak, ülkemize ve milletimize bir görev ile hizmet etme amacında olan bizler için zorluklar geçti bu süreç. Kavgalar, ölümler, boykotlar... Huzur yoktu. Bir insan için güvenlik endişesi büyük bir sıkıntıdır. Bu bir çok insanın psikolojisini dahi bozmuştur. O yüzden darbeye rağmen fakülteden mezun olmuş olmam Allah’ın benim için şükrünü eda etmem gereken bir nimetidir. Bir hususu daha belirtmek isterim. Ailemizin İstanbul Şehzadebaşı’nda işlettiği büfe vardı. Ben de okul saatleri dışında burada çalışırdım. 1979 yılına kadar sürdü. Yani iyi limonata ve ayran yaparım.

E.HACIFAZLIOĞLU: Meslek hayatınız nerelerde geçti. Taşrada görev yapmanın sizin kariyerinize ve başarınıza ne gibi etkileri oldu?

K.İPEK:1982 yılında Fakülteden mezun olduktan sonra, 1983 yılında İstanbul Adlî Yargı Hâkim Adayı olarak mesleğe başladım. Sırasıyla Antalya, Mardin/Savur, Bolu/Seben, Antalya/Elmalı Cumhuriyet Savcılığı yaptım. Bu görevlerin ardından Adalet Bakanlığındaki görevlerim başladı. Burada da sırasıyla İşyurtları Kurumu Dairesi Başkanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı Yüksek Müşavirliği görevlerinde bulundum. Bildiğiniz gibi 1 Ocak 2014 tarihi itibariyle de Müsteşarlık görevini üstlendim. 7 Mart 2015 tarihinde de Adalet Bakanı olarak atandım. Üstlendiğim her görev kadar, görev yaptığım her bölge, her şehir benim için aynı değer ve önemde oldu. Zira milletime ve ülkeme katkı sunacak bir görev üstlenmek, bir katkı sunmak bile tek başına bu önemi oluşturacak güçte oldu. O yüzden Anadolu sevgim, Türkiye derdim ilk günden bu güne aynı düzeyde, aynı hassasiyetle devam edegeldi.  ‘Taşra’da görev yapmanın benim birikimim açısından önemli katkılar ve etkiler sunduğunu ifade etmem gerekiyor. Anadolu başlı başına bir tecrübedir. Şunu özellikle ifade etmek isterim ki, sıradan bir Anadolu insanında o büyük tarih değerlerin, büyük geleneklerin, inancın kuvvetini görebiliyorsunuz. Bunu tarihten günümüze millet olarak inancımızdan alıyoruz. O büyük irfan geleneği, kitabi bilginin dışında da akıyor. Bu irfan adeta Anadolu’nun genlerine işlemiş durumda. Sıradan insanın, sıradan olaylar ve durumlara verdiği tepkide bile bir tarihten gelen bir refleks var. Ben Anadolu’da milletimizin özü ile net olarak karşılaştım, zira bugünkü kadar kitle iletişim araçları yaygın değildi, o safi hal katışıksız olarak muhafaza ediliyordu. Bu açıdan nasipliydim sanırım. ‘Taşra’ kavramının, Trakya’yı da içecek şekilde ‘Anadolu’ olarak kullanılması gerektiğini düşünmüşümdür. Zira ‘taşra’ derken, şehirli eğitimli insanları bir sınıflandırması devreye giriyor. Müstehzi bir tavrı da içerdiğini biliyoruz. O yüzden tarihi, bugünü ve geleceğe doğru yürüyüşü ile ‘Anadolu’ bizi ifade eden, bize karakter veren bir tanımlamadır, düşüncesindeyim.

Anadolu ruhunu görmek, bilmek ve sahiplenmek bugün benim için gelecek rotamı ve haritamı çizmemde büyük etki sağlamıştır. Tecrübenin, gözlemin, insanları anlamaya çalışmanın, geleneğin dinamik tarafının bize sunduğu büyük bir imkan var. Ben bunları gündelik hayatımda olduğu kadar, mesleki hayatımda da pratiğe dökmenin çabası içinde olduğumu, söyleyebilirim.

E.HACIFAZLIOĞLU: Adalet Bakanlığı Merkez Teşkilatının her kademesinde önemli görevlerde bulundunuz. Bu hizmetlerinizle ilgili açıklamalarda bulunabilir misiniz?

K.İPEK: İfade ettiğim gibi İşyurtları Kurumu Dairesi Başkanlığı, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı Yüksek Müşavirliği görevlerinde bulundum. İşyurtlarında aslında farklı bir modeli öne çıkarma çabasında oldum. Tüketen değil üreten, ruhen tükenen değil çoğalan bir insan, tasavvuru İşyurtlarındaki çalışmalarımızın motivasyon kaynağı oldu. Bu nedenle sanıyorum o dönemden bugüne gelinen süreçte, ceza ve infaz sistemine insani boyutta bir katkı sunuldu. Mahkûmlara bir insan olarak sadece cezalandırma boyutundan bakmamak gerekiyor. Onu yeniden kazanmanın, ona yeni bir şey vermenin, son aşamada ona bir meslek öğretebilmenin mücadelesi İşyurtlarından Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğüne uzanan süreçte gündemimiz oldu. Bu bakımdan birbirini tamamlayıcı görevlerdi bunlar. Ceza ve infaz sistemindeki reformlar, bunların yerleştirilmesi ve sistemleştirilmesi konusunda büyük ve önemli adımlar attık. İnfaz sisteminin hem geleneğimize ve tarihimize, hem de günün koşullarına ve genel mantığına uygun olması gerekiyordu; bunu büyük oranda başardık. Yüksek Müşavirlik görevi aktif bir görev değildi. Ancak ben o uzun dönemi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Sanırım o dönemdeki okumalarım, gözlem ve analizlerim bugün yürüttüğüm görev açısından önemli bir birikim kaynağı sundu. Müsteşarlık görevim zor ve ülkemiz adına kritik bir süreçte başladı, aciliyet gerektiren çok önemli olayları, gelişmeleri ve durumları önümüzde bulduk. Şükürler olsun, Allah mahcup etmedi. Yüzümüzün akıyla, hepinizin basından takip ettiği konularda büyük merhaleler katettik. Bugün ülke olarak milli güvenlik tehdidine ilişkin konu, adalet ve yargı bağlamında etkisizleştirilmiştir.

E.HACIFAZLIOĞLU: Sayın Fahri Kasırga’nın Adalet Bakanlığı Müsteşarlığı görevi döneminde siz de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürüydünüz. Bu dönem Adliye binalarının yeniden inşasının yanı sıra ceza ve tevkif sisteminde de reform dönemi idi. Bu süreç hakkında da bilgi verebilir misiniz?

K.İPEK: Evet, Sayın Kasırga benim için sadece bir hemşeri değil aynı zamanda çok önemli bir meslek büyüğüm ve ağabeyimdir. Kendisinin Müsteşarlığı döneminde Bakanlığımızın ciddi bir yenilenme süreci başlattığını söylemek gerekiyor. Adliye yapımından tutun, kanunların yenilenmesine kadar çok önemli çalışmalarda kendisinin önemli katkısı olmuştur. Bir geçiş dönemiydi o dönem. Sağlıklı yürüseydi, devamlılığı gelseydi bugün daha farklı bir manzara ile karşı karşıya geleceğimizi düşünüyorum. Geçmişten bugüne doğru gelen devamlılık, hafızada Sayın Kasırga döneminin ardından büyük bir kesinti oldu. Kendisinin müsteşarlığı döneminde Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünü yürüttüm. Bürokraside ritim tutturmak, uyumu sağlamak, makamlar arasında dengeyi kurmak önem arzediyor. Sanıyorum kendisiyle biz bunu başardık. İfade ettiğim gibi o dönemde başlayan olağan reform ve yenilenme süreci yine olağan seyrinde devam etseydi, kazanımlarımız farklı bir boyutta olurdu. Nihayetinde bugün biz, yarım ve eksik kalan kısımları ve yönleri tamamlama amacı kadar, farklılıkları da sürece dahil etme amacındayız. Bu bakımdan hem şahsi hem de meslek büyüklerimizin geçmiş birikimlerini önemsiyorum.

E.HACIFAZLIOĞLU: Yine Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünüz döneminde insan onuruna yakışır cezaevleri inşa ettiniz. Bu süreç hakkında bilgi verebilir misiniz?

K.İPEK: Gerçekten o süreç bir yenilenme, infaz sisteminde hem fiziki mekan hem de mevzuat açısında yeniliklerin başladığı, hayata geçirildiği bir dönem oldu. Bu bakımdan insan onuruna yakışır bir sistemi hedefledik, bunda muvaffak olduğumuza inanıyorum. Elbette aksayan yönler vardı, bugün de vardır; ama nihai olarak sistem artık oturmuştur. Bu sistemin ülkemize yakışır bir sistem olduğunda kuşku yok. İnsan onuru ve insanca muamele açısından da önemli bir adımdır. Bize yakışan buydu, şükürler olsun, o eski cezaevi görüntüleri kimi ülkelerin kara propaganda arşivlerinde kaldı.

E.HACIFAZLIOĞLU: Bulunduğunuz görevlerin gereği olarak ülkemizin birçok yerine seyahatlerde bulunuyorsunuz. Bu yoğun tempoda Rize’mize gidebilmekte misiniz ve orada neler yapmaktasınız?

K.İPEK: Her fırsatta gidiyorum, diyebilirim. Pergelimin sabit noktasıdır Rize. Fırsat bulamadığım zamanlar da oluyor, o dönem bir özlem yoğunlaşması doğuyor. Ancak, dinlenmek için, toprağıma elimi sürmek, o havayı solumak için her mevsim, her dönem benim için bir fırsattır. O yüzden elimden geldiği kadar, Rize’ye gitmeye, köyüme gitmeye çalışıyorum. Oradaki dostlarımla, akrabalarımla sohbet etmek, bir arada bulunmak ayrı bir keyif veriyor. İnanın, kendimde bir yenilenme hissediyorum keyifli Rize günlerimin ardından.

E.HACIFAZLIOĞLU: Özel bir hobiniz var mıdır? Kitap okumaya fırsat bulabiliyor musunuz? Yeni nesle önereceğiniz kitaplar nelerdir?

K.İPEK: Özel bir hobi veya uğraşı denir mi bilemiyorum ama, bahçe işleriyle ve toprakla uğraşmayı seviyorum. Pekmezli Köyü’nde evim var. Toprağa dokunmayı anlamlı buluyorum. Toprakla temasımız kesildikçe, insanların ruhlarında depremler artıyor. Toprak ruhumuzda, bedenimizde biriken tüm enerjiyi aldığı gibi, adeta yeni bir enerji veriyor. Bahçe işleri, meyve ağaçlarıyla, sebzelerle uğraşma beni çocukluğuma götürüyor. Belki çoğumuzun günlük uğraşılarında böyle bir şey var, geçmişimizle yaşamayı seviyoruz. Geçmişi bugüne getiren uğraşıları seçiyoruz o yüzden.

Kitap konusuna özel önem verdiğimi ifade etmek isterim. Hepimizi memnun eden bu teknoloji çağında kitapla münasebetimiz giderek azalıyor. Her evde bir kitaplık olmalı. Genç kardeşlerim, arkadaşlarım şimdiden kendilerine iyi bir kütüphane kurma çalışmasına girmelidir. Bazen gündelik olayların havası bütün ilgiyi kendine çekiyor. Ancak hatırlatmak isterim ki, gündelik olayların arkaplanında her zaman fikri bir konu, sosyolojik veya felsefi bir sorun veya tarihi bir devamlılık vardır. O yüzden gündelik olayları özne olarak görebilmenin imkanı kitaplardan geçiyor. Gençlerin öncelikle tarih okumalarını öneriyorum. Hangi meslek veya eğitimden gelirsek gelelim öncelikle hem medeniyet tarihimize, hem de milletimizin tarihini sistematik ve ciddi eserlerden okumalıyız. Tarihle bugünün, şimdiki zamana ait olayların, durumları veya olguların irtibatını kurmak için efsanelerden değil gerçek tarih olaylarından ve uygulamalarından yararlanmak, günümüze bunları uyarlamak için de elbette sosyoloji ve felsefe okunmalıdır. Kişinin ilgi alanına göre edebiyatın farklı türleri, siyaset bilimi, diğer alanlarla ilgili kitaplar okunabilir. Dolayısıyla bir kaç kitap ismi vermek yerine ben sistematik şekilde belli alanlarda okumayı öneriyorum.

E.HACIFAZLIOĞLU: Öğrencilikte ve çalışma hayatında başarılı olmanın ana kuralları nelerdir? Bize anlatabilir misiniz?

K.İPEK: Her şeyden önce insan prensipli, ilkeli olmalıdır. Dönem insanı olmak değil, değer insanı olmak önemlidir. O yüzden ilkeli ve sistemli her çalışmanın bir şekilde karşılık bulacağına inanıyorum. Titizlik ve dürüstlük insan için yine olmazsa olmaz değerlerdir. Kendisine karşı dürüst olan insan milletine karşı da dürüst olur. O yüzden bizim inanç değerlerimizin, gelenek değerlerimizin kulaklarımıza fısıldadığı belli noktalar üzerinde yürümek her zaman sonuç vermiştir. Bir söz vardır “zaferle değil seferle mükellefiz” diye. O yüzden başarı fetişizmine kapılmanın bir anlamı yok. Biz bize düşen görevi hakkıyla yapmakla mükellefiz. Başarılı olup olmamak kısmet meselesi.

E.HACIFAZLIOĞLU: Sayın Bakanım gelecek nesillere örnek olacak yaşam öykünüzü bizlere içtenlikle aktardığınız için size teşekkür ediyorum.

K.İPEK: Ben de sizlere vakit ayırdığınız için, derginizin sayfalarını şahsıma açtığınız için teşekkür ediyorum. Tüm okurlarınıza selamlarımı sunuyorum.

 


Editör: Erkan Hacıfazlıoğlu
Bu haber 4717 defa okunmuştur.
HABER YORUMLARI


reklam
haber arşivi
ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ