Bugun...
20-10-2014 21:11:00 büyüt küçült

Uzun İnce Bir Yol...

Uzun İnce Bir Yol... Ünlü Hayırsever İş adamı Ali Rıza Mete; Uniliever ile yarım asırlık işbirliğinin öyküsünü ve hayatından önemli anekdotları bizlerle paylaştı...

 ‘’Unilever’in  gerçekleştiremediği  hiçbir şey yok. Niçin yok?

                Ar_Ge’si  en öndedir. Araştırmadan yapmadığı için,değişimleri sevdiği için bunları başardı Unilever.Dünya şirketidir ama buradaki örf ve usullere çok itibar verir,ona göre yaşar,yaşadığı yere göre değer verir her şeye.’’Ali Rıza Bey, Rize’nin İyidere ilçesinin Yapraklar köyünde 1933’te dünyaya gelmiş.Onun dünyayla tanıştığı yıllarda tanışmış Rize çayla. ‘’Kırsallığından olabilir; çaydan başka bir şey gelişmiyordu memleketimizde. Dolayısıyla gurbetçi olarak yaşar bizim insanımız. Onun için başarılıdır.Başarısı gayretliğinden geliyor. Yoksa aklının çok olduğundan falan değil. Hayatta insana yön veren şeyler vardır,’’ diyor.Babası da bu sebeple gitmiş İstanbul’a anne ve iki çocuk köyde kalmış ilkokul 5. Sınıfa giderken babasının ölüm haberini almışlar.Üçüncü kardeş babalarının ölümünden hemen sonra doğmuş. Ardından ‘’ver elini gurbet ‘’.                             

  Okulu bitirdiniz mi Ali Rıza Bey?

                5’i bitirdim, sonrada gurbete çıktım.Dayım rahmetli çarkçıbaşıydı.Onun yanında miço olarak çalışmaya başladım. O miçoluğu öyle yapıyorum ki; kaptana kahveyi ben getiririm, bulaşığı ben yıkarım, makine temizliğini, makine bakımını ben yaparım. Reisimiz vardı Allah rahmet eylesin, o derdi ki ‘’ Oğul, anan sağa gidda gelma mi dedi’?’’ O kadar çok çalışıyorsun ki, bu kadar çalışmakla ölürsün sen, yapma diyor. Demek ki insanların sevgisini orada başlamışım kazanmaya. Bugün en büyük kazancım itibarımdır. Ben bu itibarla ölmek istiyorum. Miçoluk yaparken kitap okumayı da sevmeye başladım. Hangi dalda ilerlemek istiyorsam o kitapları okumaya başladım. Ve iftiharla söylüyorum: Türkiye’de Yüksek Denizcilik Okulu imtihanlarına dışarıdan katılıp en genç gemi makineleri mühendisi oldum.                       

Anlatır mısınız nasıl oldu?

                16-17 yaşımdayken imtihana girmek istedim ama yaşım genç olduğu için almadılar. 18 yaşımda tekrar müracaat ettim imtihan günü, sıraya girmeden, hademelerle birlikte süpürüyor gibi yaparak içeri girdim ve kapının arkasına saklanarak içeride kaldım. Beni görünce, ‘’Ne duruyorsun burada yavrum?’’diye sordular, ‘’imtihana gireceğim hocam.’’ Dedim. ‘’ Sıran geldi mi?’’ dediler. ‘’Yok, gönüllüyüm,’’ dedim. Önce yaşımı sordular, sonra ‘’Niçin gönüllü geldin?’’ dediler. ‘’ Hocam, ben yetim çocuğum Çalıştığım gemi beni bekliyor.İmtihana gireceğim diye onlar bana bu iyiliği yaptılar.Ama ben beklersem gemi gitmek mecburiyetindedir.Ben işsiz kalırım,’’dedim.Memnun oldular.Suallerin hepsinden 100 aldım, ikinci imtihana girmek için üç sene süre verirler.Bu zaman içinde gemilerde staj yapman lazım. Bana bir sene sonra imtihan hakkı verildi. Dolayısıyla  onu da öyle hallettik. Askere kadar işim böyle devam etti. Askere de biraz geç gittim. 58-60 arası. Bu arada evlendim. Ama askere giderken kendi kendime söz vermiştim ‘’kendi işimi yapacağım’’ diye.                         

  Henüz Unilever’le tanışmadınız.

                Eşimin  babasının İzmir’de iyi bir işi vardı. Terhis olduktan sonra birkaç ay kayınpederin yanında iş yapayım diye durdum. Bu arada ‘’Tayyar’’ isimli geminin sahibi Veysel Kaptan kendisiyle çalışmamı istedi ama kendi işimi yapmayı düşündüğüm için, çalışmak istemedim. Araya büyüklerimiz girdi; Veysel Kaptan da ‘’Arkadaş, sen kendi işini yapacaksan, ben de seninle beraber iş yapacağım. Sen bu gemiye geleceksin.’’ deyince söz verdik, Veysel Kaptan Unilever’le anlaşma yapmış, O zaman Unilever’e fıçı ile yağ taşınıyor. Tankerdir, gemi tankeridir böyle bir şey yok. Böylece Uniliver’e yağ taşımaya başladık. Dolayısıyla biz Unilever’le merhaba ettik.                                  

Bu yağlar yerel yağlar değil mi?

                Tabii tabii, İzmir’de  Antalya’da veya nerede üretiliyorsa, İzmir’de pamuk yağı olur, Trakya’da ayçiçeği yağı olur. Trakya’daki yağlar da fıçılara konur, arabalarla taşınırdı. unilever her fıçıdan numune alarak o yağın kalitesini belirler, ona göre fiyat verir veya almazdı. Şimdi bu konuştuklarım biraz şaka gibi gelir insanlara ama ben at arabasıyla fıçı taşınırken vardım Unilever’de. Yağları Unilever’in gönderdiği memurlar teslim alırdı. Yol yok, arabalar eski, kış; adam gelemez. Bir müddet bizimle gelip gittiler. Ama kara adamı denizle bağdaşamadı; deniz tuttu, hasta oldu. 25-30 saatlik yol. Sallanmadan durmaz ki… Onun için benden rica ettiler, Erbe  vardı genel müdür, ‘’Sen Unilever adına o yağları teslim alırmısın fabrikalardan? ‘’dediler. ‘’Siz bu itimadı bana verdikten sonra seve seve yaparım.’’ dedim. Gemideki işim bitiyor, evime gitmeden kantardaki işim başlıyordu. Tek tek numune alır, tartar ve gemiye gönderirdim. Ama yorulmuyordum. Artık Bakırköy'deki  fabrikaya da gidip gelmeye başladım. Planlamaya bende dahil oldum.    

 O tarihlerde hangi markalar vardı?                                   

                Vita ve Sana. Unilever geliştikçe geminin kapasitesi yetmez oldu. Ne yapmamız lazım? Bunlar hortumla boşalsın,.. Ve Türkiye’de ilk nebati yağ tankerini biz yaptık. Biz o eski şilebi, 80 yaşındaydı o zaman, tamire aldık;  yarısını kuruyu yük gemisi, yarısını tanker yaptık. Ve dedik ki: ‘’ Herkes arabasının kasasının içine bir tank koysun, ona doldursun. ‘’ Bizim 2 olan İstanbul seferini  5’e çıkartmamız gerekiyor imalata göre. Unilever büyüyor, büyüdüğü miktar kadar yağı alması lazım.Yeterli miktarda yağı bulabiliyormuydunuz? Dışarıdan yağ getirmek yasak. Dolayısıyla bizim bu işi memleketimizde çıkan   yağlarla  görmemiz için Trakya’ya,  İzmir’e kuvvet vermemiz lazım. Bunun için de Unilever bütün yağ camiasına yardımcı oldu. Sağlam bulduğu insanlara fabrika yaptırdı, çıkan yağlan da Unilever aldı. Çok sonra başladı dışarıdan büyük gemilerle yağ gelmeye. 

 Sonra başka alanlarda da hizmet vermeye başladınız.                                                          

          Gemiyi tankere çevirince iş yükü azalmaya başladı. Ben gemiye başladığımda halen ortağım olan Hüseyin Bey ile tanışmış ve ortak bir kamyon almıştık. Hem geminin boşalmasına yardım ediyor, hem de başka işlerde kullanıyorduk. 68’ de Akar nakliyat’ı kurarak Unilever’e ham yağ taşımaya başladık. Bu arada gemide çalışmayı da bıraktım. Bir gün Melih Bey beni çağırdı, ‘’Ali Rıza Bey, biz bu satış arabalarında sıkıntı yaşıyoruz. Mesaili memurlarla bu iş olmuyor. Bu arabaları sana verelim, taksitle ödersin bize.’’ Dedi. 17 tane Bedford araba. Çok gurur duydum, çok mutlu oldum. Ne mutlu bana ki, tahsilli, bilgili; yaptığı, yapacağı işi birbirine bağlayan kişilerle beraberdim. Satış değildi bizim işimiz. Adres alıp gidiyoruz, malı teslim edip dönüyoruz.Bir yıl sonra, 82’de Karsan’ı kurduk, araç sayısını çoğalttık. Daha sonra bunları büyük kamyonlar ilave ederek   İstanbul toptancılarına dağıtım yapmaya başladık. Bakırköy’deki margarin fabrikası Çorlu’ya taşınınca Marmara Bölgesi de dağıtım ağımıza girdi. Yine o yıllarda  Algida  Bölge Distribütörlüğü’nün  bize verilmesiyle distribütörlük sürecimiz başladı. Demir Bey’in teklifiyle depoculuğa da başladık. Yağları depolarda toplayıp Unilever’e  satıyorduk, Unilever büyüdükçe biz de büyüyorduk. Farklı iş alanlarında yeni şirketler kurmaya, onlarla da hizmet vermeye başladık. Güneşli’de bir yerleri vardı;  bir fırın, bir  de pastane yaptırdılar bana. Yarışmalar yapılıyordu orada. Bu yarışmalar pastacılık yağının tanıtılması için. Bir de maya çıkartmaya başladılar. Bayatlamayan ekmeğin mayası Unilever ‘dendir. İlk dondurmayı yaptığımız zaman da  ben özel bir araba yaptım sıcak çikolata taşımak için. Bir zaman da servis otobüsleri alarak depolar arasın da işçi taşıdık, ilk Lipton fabrikası için çay alırken de yanlarındaydım, margarin fabrikası Çorlu’ya taşınırken de. Türkiye de Unilever’den  ilk  paketi alan benim. Bunlarla da kalmadı. Fabrikaları için arazileri alırken yardımcı oldum. Depoları ben yaptım, Uniliver  kiracım oldu. İnşaat ve taahhüt hizmetlerinin bir kısmı da bana verildi. Rize lipton Çay Fabrikası, Algida Çorlu Fabrikası, Çorlu Uniliver Okul inşaatı gibi örnekleri hizmetlerimiz arasında sayabiliriz. Daha Unipro’ya , temizlik  hizmetlerine geçemedik bile. Bir de Klozemanai var tabii.  

Biraz da Klozemanai’ den bahseder misiniz?                                                                            

       Burası Türkiye’nin en eski zeytinyağı işliği. Günümüzde 3000 yıl öncesine  ait. Urla’da Ege üniversitesi kazı yaparken ortaya çıkmış. Uniliver  o  zaman Türkiye’nin en eski zeytinyağı Komili’yi  almıştı. Dolayısıyla buranın eski şekliyle canlandırılması için sponsor oldu. Yapılan çalışmalarda aksama olunca yüklenici olarak işi bana teklif ettiler. Bitirip teslim ettik.  Son olarak, Uniliver ile 50 yıla yakın zamandır devam eden birlikteliğimizi kısaca nasıl ifade dersiniz? Uniliver değişik bir firma… insanını,çalışanını koruyan,… Dolayısıyla herkesi kendine bağlayan acayip bir sır var onlarda.                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      


Bu haber 9876 defa okunmuştur.
HABER YORUMLARI


reklam
haber arşivi
ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ