Bugun...
05-12-2014 23:10:00 büyüt küçült

Türkiye'nin Gelişmesinde Görev almış Bir Rizeli daha...

Türkiye'nin Gelişmesinde Görev almış Bir Rizeli daha... Ülkemizin Cumhuriyetten sonra gelişme yolunda şekillenmesine katkıda bulunan, elini taşın altına koyanlardan biri olan İrfan Tufan Karaoğlu'nu makamında ziyaret ettik.

1953 Yılında Rize’de ilk çay fabrikalarının inşası ile başlayan meslek hayatımda yurdumuzun hemen her kö­şesinde, geniş ölçüde emeğimin, bilgimin ve tecrübemin katılma­sı ile yapılmış çok sayıda büyük bayındırlık eserleri vardır. Öyle zannediyorum ki bu kadar esere katkıda bulunmak çok az kişiye nasip olmuş bir şanstır.

 

Kendimi bildiğim, etrafımda olup bitenleri anlamaya başladı­ğım yaşlarda ülkemiz, Onuncu Yıl Marşı ile çınlıyor ve büyük liderimiz Atatürk’ün “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün guru­ruyla geleceğe yürüyordu. Büyük kurtarıcı medeni milletler içinde saygın, övünülecek ve güvenli bir yere gelebilmek için, ana unsu­run çalışmak olduğunu çok açık şekilde ortaya koymuştu. Bir ülke ancak kendi insan ve tabiat kaynaklarıyla kalkınabilirdi. Her nesil kalkınmanın yükünü çeke­rek bir bayrak yarışı heyecanı ile gelecek kuşakları güvenli hedefe ulaştırmakla görevli idi. Fedakar­lık ve her konu­da ülke çıkarlarına öncelik ver­mek esastı. İşte biz bu mantığın her şeye hakim olduğu bir devrin çocukları olarak yetiştik. Çok se­neler sonra, bizim ülkemizde de hayatın gayesi yaşamaktır diyen anlayışlar etkin olmaya başladı ve gittikçe artan ölçüde bunun yaygınlaştığını gördük. Daha zengin ve gösterişli yaşamak, ülkemiz insanlarını sınıflara ayırma tehlikesi yarattı. Yaratıyor.

 

Hiç şüphesiz günümüz Türkiye’si her alanda 1923 Türkiye’si ile mukayese edileme­yecek ölçüde büyüdü, gelişti. Ancak me­deni milletler dediğimiz ve kesin olarak onlarla yarışa devam mec­buriyetinde olduğumuz ülkelerle aramızı, istediğimiz ölçüde ka­patamadık. Onun için bugünkü hedefimiz birlik ve bütünlüğümüzü muhafaza ederek, demokrasi içinde bu arayı kapatmaktır. Bu maksatla daha çok ve tasarruflu çalışmak ilkesi hala en önemli yaşam gayemiz olmalıdır.

 

20. Asıra nazaran 21. asırda ülkemizin daha şanslı olduğu­nu düşünüyorum. Bu şansı en iyi şekilde kullanabilmek için ilk olarak demokratik yönetimimize, büyük bir sorumluluk ve bilinçle sahip çıkmalıyız. İkinci olarak da en yüksek devlet yöneticimizden, resmi, özel her yetki sahibinin yönlendirdiği milli kaynaklarımı­zı hiç israf etmeden, bilimin ve aklın gerektirdiği şekilde milleti­miz ve kalkınmamız için en doğru yerde ve en doğru zamanda kullanılmasına itina gösterilmesidir.

 

Ülkeleri yönetenler çok önemli kişilerdir. Verdikleri her kararın yalnız o devri yaşayanlar için değil gelecek kuşaklar için de mühim etkileri olmaktadır. Bu sebeple bu yöneticiler büyük sorumluluk altındadırlar. Onla­rın eğer danışmanları, meclisleri yetenekli kişilerden oluşuyorsa bu milletin şansıdır. Millet olarak bizimde seçimlerde ehil olanları seçmemiz tek çaredir.

 

1986 ile 1990 yılları arasında Yüksel İnşaat A.Ş. olarak Çırağan Sarayını restore ettik ve yanına yeni Çırağan Otelini inşa ettik. 

 

Ben o tarihlerde Şirketin Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanıydım ve bu eseri ülkeye yeniden kazandırmak için özel gayret gösterdim. 1848 de başlayan ve 1871 de biten Dolmabahçe Sarayı ile Çırağan ve Yıldız Sarayları peş peşe ve hepside borç ile yapılmıştı. Fevkalade zarif ve süslemeli yapılardı. Yalnız Çırağan Sarayı’nın maliyeti Dört Milyon Osmanlı Altını idi. Bugün 1 Osmanlı Altınına 260 Dolar dersek, takriben Bir milyar Dolar’a mal olmuştur. Fakir bir ülkenin bu eski eserlerini ihya etmeye çalışırken hem seviniyor ve hem de düşünüyordum. Eğer o tarihte borçla yapılan bu sarayın parası Trabzon ve İzmir’de yatılı olmak üzere her biri 5 bin öğrenci kapasiteli orta ve lise kısımları dahil bütün asrın imkanlarını içeren iki Mühendis Mektebi yapımına sarf edilmiş olsaydı. Bugün Türkiye, ekonomide, eğitimde, sanayide çok daha ileride olurdu. Galatasaray Lisesi (Mektebi Sultanı) 1868 de açıldı. Türk Hocaların yanında Fransız öğretmenler de vardı. Yani yurt dışından bu üniversitelere de hoca getirmek mümkündü. Bu yeni okullarda her sene binlerce genç yetişecek ve belki de o tarihte %20 olan okuma yazma oranı 20.yüzyıl başında %100’e ulaşacaktı.

 

Bugün Allahımıza şükürler olsun yüzden fazla Üniversitemiz var. Hedefimiz, artık bu üniversitelerimizin birbiriyle ve yurt dışındaki üniversitelerle yarışır hale getirilmesidir. Halen binlerce gencimiz yurt dışında eğitim almakta ve iki milyar Dolardan fazla döviz bu maksatla sarf edilmektedir. Bu yurt dışı eğitimlerin ilk üç yılı kesinlikle yurdumuzda verilen eğitimden farklı değildir. Bu gerçekler ışığında evlatlarımızın aradıkları eğitimi kendi üniversitelerimizde bulacakları için kalite ve öğrenci alım kapasitelerimizi arttırmamız lazımdır. Bu meyanda Rize’mizde mevcut Recep Tayip Erdoğan Üniversitesi’nin gelişmesi, büyümesi ve ülkemizin en önde eğitim müesseselerinden biri olması yolunda hükümet içinde yapılan çalışmaları duyuyorum. Ve bu yönde başta Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğan olmak üzere hükümetimize başarılar diliyorum.

 

Rize’nin kalkınması için elimizde başta insan kaynağı, sonra çay ziraatı ve ilaveten deniz vardır. İnsan kaynağını geliştirmekte üniversite birinci önceliklidir. Recep Tayip Erdoğan Üniversitesi, gerekiyorsa yabancı hocalarda getirilerek ülkemizin en önde eğitim kurumlarından biri olabilir. Bu hem Rize gençliğine hem de Doğu Anadolumuz gençliğinin eğitimine büyük bir hizmet olur. Ayrıca bölgenin ekonomisine ek bir gelir kaynağı olacağı açıktır. Bugün Amerika da eğitim sektörü onların kazanç kaynaklarından biri olduğunu hatırlatmak isterim.

 

İkinci kaynak çaydır. İlk çay fabrikası Rize Fener mevkiinde Cumhuriyetin ilk yıllarında İngilizlerin yönetiminde yapıldı. Ben bu fabrikayı büyüttüm. Ayrıca ikinci ve üçüncü çay fabrikaları olan Çayeli ve Gündoğdu Çay fabrikalarını Şantiye Şefi olarak inşa ettim. Ömrümün üç senesi o işlerin başında geçti. Sonra pek çok özel, resmî, çay fabrikası yapıldı. Çayın kalitesi çok yükseldi. Ama itiraf ediyorum, ben yerli çayımıza üçte biri kadar yabancı çay katıyorum, katmamalıyız. Bizimde bazı fabrikalarımız artık yabancı kalitede çay yapabilecek şekilde ıslah edilmelidir.

 

Üçüncü kaynak olan denizimizin değerlendirilmesi konusunda kısa öz söyleyeceklerim var: Karadeniz gençleri, her sınıftan gemici olarak yetiştirilmeye en uygun evlatlarımızdır. Kaptan olurlar, Gemi İşletme Mühendisi, Gemi İnşa Mühendisi, gemici, gemi inşa işçisi, gemi aşçısı, tüm gemi turizminin gerektirdiği gemi personeli olabilirler ve bütün dünya denizlerinde çalışabilirler. Açık deniz balıkçılığı için onların önünü açmak ve Karadenizin dışına taşmalarına yardımcı olmak gerekmektedir. Türkiye, Ticari Gemi Filosunu arttırıyor. Umarım ki, yakında turizm maksatlı gemileri de olacak ve bunlara lüzumlu personelin çoğu Karadenizli gençler olacak. Bunları yetiştirmeye daha çok önem vermeliyiz. Türk Gemi İnşa sanayi niçin hep Marmara Bölgesinde toplanıyor? Bu tersanelerin sahiplerinin çoğu Karadeniz  çocukları.

 

Artık Rize’de Gemi İnşa Sanayi çok ciddi teşviklerle desteklenmelidir. Hükümetimizin Doğu Karadeniz de tüm ileri tekniklerle korunaklı deniz dolgu alanları kazanılması konusunda çalışmalarını duyuyor ve canı gönülden destekliyoruz. Bu alanların tersane olarak donatılması halinde İstanbul’da inşa edilecek yeni gemiler Rize’de muhakkak çok daha rekabetçi fiyatlarla inşa edilecektir. Bu hedeflere ulaşmak kolay değildir. Ama başlayacaklardan Allah razı olsun.

 

Şunu söylemek istiyorum; Her konuda ülkeyi yönetenlerin önüne daima birkaç yol çıkar. Önemli olan en doğru yolu seçebilmektir. Her yanlış yolun seçimi zaman ve kaynak israfına sebep olur ki bu bizim dünya milletleri arasında yarışımıza zarar demektir. İşte demokrasiyi inkıtaa uğratan ihtilaller iç karışıklıklar hep yanlış yol seçimlerinin sonuçlarıdır. Ve bu devrelerde ülkemiz çok büyük kayıplara uğramıştır. 1959 Mayısında Merhum Menderes ile Merhum İnönü 1960 ihtilalini önleyebilmeliydi. Anlaşma sağlayabilmeliydiler. O büyük felaketin menfi etkilerini halen milletçe çekiyoruz.

Milletimiz ister iktidar olsun ister muhalefet olsun onların hepsinden dinimizin de emrettiği gibi her konuda danışma, dayanışma ve mülayim lisan ile tartışarak doğruya ulaşmalarını beklemektedir ve haklıdırlar.

Kadere inanırım. Ama akıl, bilgi, sabır ve tevazu ile kaderimizi iyiye döndürebiliriz, diye düşünenlerdenim.

 

Ülkemizin geleceğine çok gü­veniyorum. Ne kadar şikayetçi olursak olalım her alanda ya­pılan yanlışların gittikçe azala­cağına inanıyorum. Türk halkı artan hızla tribünlerden sahaya iniyor. Bilhassa gençler ne ka­dar çalışırsa çalışsınlar ülke yö­netimi doğru ellerde olmaz ise bu çalışmalar ile layık oldukları yaşam seviyelerine çıkamaya­caklarını görüyorlar. Onun için ülke yönetiminde etkin olmaya çalışıyorlar. Benim çocukluğum­da ailemde herkes memurdu ve memur olmak idealleriydi. Şimdi ailemizde hiç memur yok. Herkes kendi ekmeğini kendi kurduğu işte çıkarmaya çalışıyor. Doğru­su budur ve bu mantığı bütün ülkeye yaymak lazımdır. Dünya­ya yeniden gelsem yine mühen­dis olurdum. Yine aynı zor yolları yürümeyi tercih ederim. 1953-57 yılları arasında Rize Çayeli ve Gündoğdu Çay fabrikalarını yaparken duyduğum zevk ve mutluluğu hiç unutamıyorum. Fakir bir ülkenin her neslinin üst üste koyduğu değerlerle nasıl kalkındığını görmek büyük bir mutluluktur. Ben ve bizim neslimiz harpsiz bir devrede bu başarının mutluluğunu yaşadık, yaşıyoruz.

 

Son olarak şu görüşlerimi söyleyerek sözlerimi noktalamak istiyorum:

Türk halkının %99’u Müslüman’dır. Ne kadar aksine görüş olursa olsun Türk halkı Müslümanlık ve Laikliği birlikte hazmetmiş bir millet olduğunu dünyaya gösteriyor. Bu ebediyete kadar böyle gidecektir. Yaşadığım 84 yıl içinde dinimize, Türklüğe, milletimizin bütünlüğü ve çağdaşlaşması yönünde başta temel hizmeti Büyük Atatürk ve Arkadaşları ve eşsiz ordumuz yapmıştır. Arkadan gelen bütün hükümetlerimiz ve kadrolarımız bu yolda canla başla çalışmışlardır ve çalışıyorlar. Yüce Tanrımızın hepsini Muaffak etmesini diliyorum. Elbette, en büyük emek ve şeref Yüce Türk Milletinindir.

 

 

 

İrfan Tufan Karaoğlu Kimdir

1931 Yılında İstanbul’da doğdu. Babası İlkokul Öğretmeni Mesut Karaoğlu’dur. İlkokulu Büyükdere’de Ortaokulun iki yılını Sarıyer’de okudu. Üçüncü defa Yedek Subay olarak Konya’ya tayin edilen babasıyla Konya’ya gitti ve ortaokulu Konya’da bitirdi. Lise tahsilinin tamamını Kabataş Erkek Lisesinde tamamladı. 1948 Yılında İstanbul Teknik Üniversitesine girdi. 1953 te İnşaat Yüksek Mühendisi oldu. 1953-1991 yılları arasında 38 yıl boyunca Türkiye’nin önemli kalkınma projelerinde görev aldı. Türkiye’nin ilk Çay fabrikalarının yapımında şantiye şefi olarak bulundu. Türkiye’nin tüm limanlarının %30 luk bir bölümünün yapımında Yüksel İnşaat Anonim Şirket ortağı olarak bizzat inşaatların yönetiminde bulunmuştur. Katkıda bulunduğu en büyük eserlerden bazıları (Kızılırmak üstünde Altınkaya Barajı, Fırat üstünde 2400 M uzunluğunda Türkiye’nin en uzun demiryolu köprüsü, Haydarpaşa, İzmir, Antalya, İskenderun Limanlarının büyük bölümü ile Bandırma, İğne Ada, Van, Tatvan, Marmaris, Petkim Aliağa Limanlarının tamamıdır.) Gaziantep, Mersin, Ceyhan ve Van şehirlerine çok uzak mesafelerden borularla su getirilmesi projeleriyle, Çırağan Sarayının restorasyonu ve otel inşaatı, Ankara İbn-i Sina Hastanesi, TRT Genel Müdürlük Kompleksi ve Riyad şehrine 200 km den su getirilmesi de Karaoğlu’nun hizmette bulunduğu önemli eserlerdendir.

 

İrfan Tufan Karaoğlu

Yüksek Mühendis


Bu haber 5961 defa okunmuştur.
HABER YORUMLARI


reklam
haber arşivi
ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ