Bugun...
06-06-2015 19:27:00 büyüt küçült

Seçimlerin Ekonomiye ve Piyasalara Olası Etkileri

Seçimlerin Ekonomiye ve Piyasalara Olası Etkileri Yatırım konusunda tavsiyelerimizi siyasi analizlere dayandırmaktan kaçınırız. Çünkü siyasi analizler büyük ölçüde subjektiftir ve tahmini imkansız değişkenler içerir. Bununla birlikte 7 Haziran seçimleri şu iki önemli soruyu gündeme almak zorundayız:

Yatırım konusunda tavsiyelerimizi siyasi analizlere dayandırmaktan kaçınırız. Çünkü siyasi analizler büyük ölçüde subjektiftir ve tahmini imkansız değişkenler içerir. Bununla birlikte 7 Haziran seçimleri şu iki önemli soruyu gündeme almak zorundayız:

 

1.       HDP, %10 ülke barajını aşabilecek mi?

2.       AKP’nin oy oranı tek parti hükümetine yetecek mi?

 

HDP’nin oy oranı %10’a çok yakın seyrettiği için seçim sonuçlarına kadar her iki soruya da sağlıklı bir cevap verilemez.Bu nedenle piyasaların seçime yakın kararsız bir seyir izlemesi olasıdır. Seçim sonuçların göre hükümet kurulması ne kadar kolaysa piyasalar o kadar olumlu tepki gösterir. Koalisyon veya dışarıdan destekli hükümet formüllerine ilk tepki negatif olur.

 

Orta vadede ise piyasaları, hükümetin atayacağı ekonomi yönetimi ve politikaları etkiler. Bu anlamda Türkiye ilk ciddi sınavı Ağustos’taki Moody’s değerlendirmesinde yaşayacak. Seçim sonuçları istikrarsız bir hükümete yol açarsa ve/veya TCMB bağımsızlığı, mali disiplin gibi önemli ekonomik kriterleri hafife alan bir ekonomi yönetimi atanırsa Türkiye yatırım yapılabilir kredi notunu kaybetme riskiyle karşılaşabilir. Hatırlatmak gerekirse Moody’s Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyenin en alt seviyesinde; notun görünümünü ise negatifte tutuyor.

 

Uzun vadede ise Türkiye’nin önünde ciddi zorluklar ve fırsatlar mevcut. Dengeli bir hükümet, son birkaç yılın zorluklarından ders alarak Türkiye’yi orta gelir tuzağından kurtarabilir. Sn. Ali Babacan’ın son aylarda ısrarla vurguladığı eğitimde ve yargıda kalite, durma noktasına gelen özel yatırımların önünü açacak en önemli kriterlerdir.

 

Türkiye ve Küresel Ekonomi Görünümü

 

Türkiye ekonomisi 2. çeyrekte hem büyüme hem de enflasyon açısından hedeflenen performansı göstermiyor. 2015’de Dolar kurunda yaşanan %15’e yakın yükselişin seçim öncesi moralleri bozdu. Dolar karşısında zayıflayan Euro’nun Türkiye ihracatına verdiği zarar nedeniyle cari açıktaki düzelme süreci yavaşladı. Yine de petrolde yaşanan ciddi düşüşün olumlu etkisiyle cari açığın yılın ikinci yarısında düzelmeye devam etmesi Türkiye ekonomisini yaklaşan FED faiz artışına karşı koruyacak.

 

Yılın ikinci çeyreğinde ABD’de de veriler zayıf geldi ve piyasalar ilk faiz artış beklentisini 2016’ye erteledi. FED ise dünya piyasalarını alıştırmak için ilk artışın 2015 içinde geleceğini ama faiz artışlarının çok yavaş adımlarla yapılacağını açıkladı. Sonuçta FED ilk faiz artışını Eylül-Aralık arası yaparsa, o zamana kadar Türkiye’de hükümet kurulmuş ve cari açık -bizim tahmininizle- 35 milyar Dolar’a kadar düşmüş olacağı için, bunun ekonomik bir krize neden olmasını beklemiyoruz. Döviz kurlarında son iki yılda yaşanan yükselişin bu senaryoyu büyük ölçüde yansıttı. FED yönetimi de 2013 benzeri sert bir dalgalanmaya neden olmamak için yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih ediyor.

 

Hanehalkı Portföy Dağılımı Önerisi

 

Son 10 yılın disiplinli maliye politikaları Türkiye’de faizlerin düşmesini sağladı. Bundan en olumlu etkilenen varlık sınıfı gayrimenkul oldu. Konut kredi faizleri yıllık bazda %10-11’e kadar gerilerken, konut değerleri yıllık bazda bunun 2-3 katı yükselişler gösterdi. Dolayısıyla, kredi ile konut alanlar, koyduklarını özkaynağı çok kısa sürede katladılar. Ancak son biri iki yılda, yükselen fiyatlar nedeniyle talebin yavaşladığını, zira yatırım amaçlı alınan konutların kira getirisinin düşük kaldığını gözlemliyoruz.

 

Gayrımenkul dünyanın her yerinde hane halkı portföyünde en büyük varlıktır. Uzun yıllar yüksek enflasyon ve krizlerle boğuşan ülkemizde de gayrı menkul, döviz ve mevduatla birlikte vatandaşın tasarruflarını koruması için ilk tercihi olmuştur. Dalgalı seyreden piyasalar nedeniyle sermaye piyasası ürünleri ortalama hane halkı portföyünde yok denecek seviyedeydi. Ancak son 10 yılda Bireysel Emeklilik Sistemi ile birlikte 5 milyon’dan fazla kişi sermaye piyasaları ile dolaylı olarak tanışmış oldu.

 

Türkiye piyasalarının gelişmeye devam edeceği varsayımı ile kentte yaşayan tipik bir Türk hane halkına aşağıdaki ortalama portföy dağılımını öneriyoruz:

 

Gayrimenkul: %50 - Yaşadığınız konut artı imkan varsa kiraya verilmek üzere yatırım amaçlı ikinci bir konut veya ofis veya dükkan

Mevduat: %25 - Dağılım olarak %15 TL, %5 Dolar, %5 Euro

Fonlar, BES, Hisse Senedi: %25  - Çoğunluğun BES ve yatırım fonları vasıtası ile yapılmasını öneririz

 

 

 

 

Ayın sözü: 

 

Varlık dağılım kararları yatırımda en önemli role sahiptir.”  -- David Swensen  (Yale Üniversitesi Vakfı Fonu Yöneticisi)

 

 

 

Mehmet Gerz

Ata Portfoy Yonetimi

Genel Mudur / CIO

mgerz@ataportfoy.com.tr

 

 

 

 


Bu haber 1911 defa okunmuştur.
HABER YORUMLARI


reklam
haber arşivi
ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ