Bugun...
13-09-2014 15:46:00 büyüt küçült

RİZE KÜLTÜR

RİZE KÜLTÜR

EVLER

Doğu Karadeniz Bölgesinde evler coğrafi yapı gereği, genellikle yamaçlarda, dağınık şekilde, çoğu zaman aile içi bir kaç evlik guruplar halinde, bazen de birbirinden bir iki kilometre uzakta konumlanmıştır.

    Yamaçlara ve tepelere serpilmiş orman ve yeşille bütünleşmiş birkaç evden oluşan yerleşmeler, hatta bazen tekil konutlar heyecan verici bir görüntü oluşturmaktadır. Bu heyecan verici görüntülerine karşın bu evlere ulaşım bir o kadar da zordur. Genellikle düzgün olmayan patikalardan yürüyüp evlere ulaşılmaktadır.

      Rize’de ev mimarisinde yapı malzemesi olarak genellikle ahşap ve taş kullanılmıştır. Bunların haricinde az sayıda da olsa tuğla malzeme kullanılmıştır.

      Bölge özgün bir konut ve yayla evi mimari tarzına sahiptir. Bu tarz, ahşap ağırlıklı taş temele oturan bir yapı türüdür. Doğu Karadeniz yöresinde geçmişte, özellikle kırsal kesimlerde evler dolma taş ve ahşap karışımıyla inşa ediliyordu. Rize ve yöresinde yaygın olan bu tür yapılaşma Trabzon ve Giresun yöresinde ise daha çok ahşap kullanılarak gerçekleştirilmiştir.

    Ahşap kolay bulunan ve kolay işlenebilen bir yapı malzemesi olduğu için öncelikle tercih edilmiştir. Ormanlarda çok zengin flora bulunmasına rağmen yapı malzemesi olarak çam, ladin, kayın gibi ahşabın dayanıklı türlerinin kullanımı yaygındır. Kıyı kesiminde kestane, iç kesimlerde ise çam yakın çevrede elde edilebilmesi nedeniyle en çok tercih edilen yapı malzemesidir. Bunların haricinde ceviz, meşe, karaağaç gibi daha az bulunan sert ağaç türlerine yer verilmiştir. Ahşabın yanı sıra, daha az bulunması nedeniyle ikinci derece kullanılan yapı malzemesi taştır. Ayrıca, özellikle kıyı kesiminde çatı ve bacalarda tuğla, kiremit gibi pişmiş toprak kullanılmıştır. Bu malzemeler yapı içinde kullanılış biçimine göre sınıflandırıldığında, yapı sistemleri basitten gelişmişe göre ahşap yığma, ahşap karkas ve karma olmak üzere üç gurupta toplanabilir.

 

 

      Evlerin dış cepheleri süsleme ve mimari açıdan vurgulanarak ön plana çıkarılmıştır. Evler genellikle yamaçların eğimine uyarak bodrum kat üzeri iki kattan inşa edilmiştir. Bodrum katı ahır olarak kullanılmıştır. Genellikle ahırlara evin her iki cephesinden de giriş bulunmaktadır. Çamlıhemşin ve Fındıklı konutlarında bodrum katında genelde iki ahır bölmesi bulunur, bunların üzeri düzgün kesme taştan yapılmış, basık kemerlerle taşınan tonoz örtülere sahiptir. Eskiden bu evlerde kalabalık ailelerin yaşadığı düşünülürse, ahıra, beslenmeleri açısından büyük önem verdikleri ortaya çıkmaktadır. Ahırların içinde hayvanların beslendiği yemlikler ve su içtikleri yalaklar bulunmaktadır. Ahır zeminleri genellikle taş döşeli olmakla beraber bazılarında ahşap ve tuğla malzemede kullanılmıştır.

      Doğu Karadeniz evleri ülkemizin diğer bölgelerindeki evlere göre farklılıklar gösterir. Türk evinde en önemli mekan oda iken, Karadeniz evinde aşhanedir. Aşhane bugünkü anlamda mutfak bölümüdür. Aşhane bu evlerde günlük hayatın geçtiği mekandır. İki yan girişten ulaşılabilen bu mekanda, aşhaneyi boydan boya kat eden kemerli bir ocak yer almaktadır. Ayrıca bu mekan hayat ve selamlık mekanlarına geçişteki nakışlı rafların bulunduğu yerdir. Yörede, ocağın kemeri aşhanedeki perde olarak söylenmektedir. Taştan ve basık kemer biçimindedir. Büyük baca üstten açıktır ve ortasında, ateşin üstüne gelen yerde kazanların asıldığı büyük ve kalın bir demir zincir (klemuri) asılıdır. Dolap ve raflar büyük bir ustalıkla ahşap oyma tekniği ile süslenmiştir. Yapı malzemesi olarak genellikle rengi zamanla koyulaşan kestane ağacı kullanılmıştır.

    Hayat, evin merkezindedir ve yamaca bakar, dolayısıyla manzaraya açık konumdadır. Önünde sıra pencereler, gerisinde de genellikle ahşap bir sedir yer alır. Hayatın sağında ve solunda odalar yer almaktadır. Bu odaların çoğunda Bursa kemerli şömine ve banyo bulunur. Bu özellik, Rize Yöresi evlerinde aynıdır.

      Yapı sistemi ve dış duvar dolguları ne olursa olsun, Rize yapılarının çatı kuruluşunda iklim koşulları önemli etkendir. Duvarların yağmurdan korunabilmesi için saçaklar olabildiğince geniş tutulur. Çatı arasına yapılan havalandırmalarla, nemden kaynaklı çürüme engellenir. Çatı yüzeyleri üç ya da dört eğimli olabilir. Eğimlere göre farklı görsel etki yaratan bu çatı türleri, yörede sırayla “semer “, “üç omuz”, “dört omuz” olarak adlandırılır. Çatı, eskiden balta ile ayrılan ahşap tahtalar(hartama) ile örtülü iken daha geç dönemde kıyı kesimlerinde alaturka kiremitler kullanılmıştır.

Camiler

İskender camii 

 

    Rize yöresinin camileri bölgenin zengin halk mimarisinin etkisi altında kalmışlar ve mahalli özellikleri bünyesinde barındırırlar. Rize’nin il merkezinde bulunan İskender Cafer Paşa Camisi Osmanlı klasik devrinden kalmıştır. Diğer camiler ise yakın zamanlarda onarım görmüşlerdir. İskender Cafer Paşa Camisi’nin de son cemaat yeri yenilenmiştir. Eski fotoğraflardan anlaşıldığı üzere orijinalinde bu camiler, bir son cemaat yeri ve bir ibadet kısmından oluşan, kırma çatılı küçük camilerdi. Bu camilerin 1910–1920’li yıllarda son cemaat yerlerinin üzerine bağdadi tarzda birer kat yapıldığı ve 1940-1950’li yıllarda ise bazı camilerin yuvarlak kemerli taşkın silmeli, barok özelliğinde yenilendiğini görmekteyiz. Bu mahalli barok etkiler, kale camisi ve orta camide kendini iyiden iyiye hissettirir. 1960’lı yıllarda kırma çatılı camilerin yıkılarak yerine taş ve beton malzemeyle, kubbeli camilerin yapıldığını görmekteyiz. Böylece birkaç cami dışında şehir merkezinde orijinal cami kalmamıştır. Eski camiler orijinal ve tarihi değere sahiptiler.

 

 

 

        Günümüzde eski özelliğini yansıtan sadece İskender Paşa Camisi kalmıştır. Orta Cami ve Gülbahar Hatun Camisi başta olmak üzere, diğer camiler orijinaline uygun olarak yeniden yapılmışlardır. Şehir merkezinde yapılan eski camilerden günümüze kadar gelebilen camilerin dış cepheleri taş malzemeyle, iç mekanları ise ahşap malzemeyle yapılmıştır. Oldukça küçük ölçekte yapılan bu camilerde süsleme özellikleri ve güzellik kaygısından çok ihtiyaca binayen yapılmış yapılardır.

         İlçe ve köylerdeki camiler de Rize yöresinin dağınık yerleşme karakterine göre şekillenmişlerdir. Bu camiler bir ya da iki mahallenin ihtiyacı için yapılmış, oldukça küçük camilerdir. Camiler yapılırken konut mimarisinin genel özellikleri alınarak kullanılmıştır. Yapı malzemesi olarak ahşap ve taş malzeme kullanılmıştır. Ahşabın bulunma kolaylığından dolayı bazı camiler ahşap yığma tarzda yapılmışlardır. Bu camiler iklim özellikleri ve malzemenin dayanıksızlığına bağlı olarak uzun yıllar ayakta kalamamıştır. En önemli örnekler Hemşin’deki Bilen Köyü Camisi, İkizdere İlçesindeki Hacı Şeyh Camisi ve Fındıklı’daki Meyveli Köyü camisi’dir. Her üç cami de ahşap ustalığın önemli özelliklerini yansıtmaktadır.

      Bu camiler eğimli araziye kuruldukları için hemen hemen hepsinde, yüksek su basmanları yer alır. Çamlıhemşin İlçesi’nde bulunan Aşağı Çamlıca Camisi’nde olduğu gibi bazılarında zemin kata medrese bölümü yerleştirilmiştir. Camilerin ön kısımlarında son cemaat yeri olmamakla beraber, namaz vakitlerinin beklenilmesi amacıyla sedirli bölümler vardır. Süsleme bakımından ahşap öğelerin ağır bastığı camilerin kapıları, mihrapları, minberleri, korkulukları ve tavanları ahşap oyma olarak süslenmişlerdir. Bilen Köy Camisi’nin kapı ve minberi üzerinde klasik geometrik süslemeler yüzeyleri kaplar. Minberin panolara ayrılarak, içlerine stilize vazoda çiçekler koyulan örnekleri Şimşirli, Kurtuluş Mahallesi, Zivane Köprüsü, Tunca, Işıklı ve Aşağı Çamlıca Camileridir.

Su Değirmenleri

 

  

      Tarihe şahitlik eden su değirmenleri insanın toprağa bağlandığı ve ilk ziraat faaliyetlerine başladığı devirlerde kullanılmaya başlanmıştır. İki yassı taş arasında ezilen mısır ve buğday tanelerinden un elde etmeyi başaran insan zekası bu işlemi geliştirmiş ve o günün şartlarında aç kalmamayı başarmıştır

 

Kale Mimarisi

  

      Rize yöresinde ki kalelerin hemen hepsi savunma amaçlı yapılardır. Bu kalelerin içinde en önemlisi Rize Kalesidir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber, 6 yy’da yenilenen kale Trabzon Devleti zamanında (13 y.y) son şeklini almıştır. Kale, iç kale ve halkın oturduğu aşağı kale olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Doğu Karadeniz Bölgesi’nde buna benzer kale yapıları Trabzon ve Giresun kaleleridir.

     Rize çevresinde yer alan kaleler stratejik yerlere kurulmuşlardır. Bu kaleler çevresini korumak, haberleşmek, yeterince askeri kuvveti barındırmak için tesis edilmiştir. Bu kalelerden il merkezinin doğusunda, Gündoğdu Beldesi’nde bulunan Bozuk Kale ile Pazar İlçesi Yücehisar Köyü’nde bulunan Cihar Kale küçük yapılar olup, ortalarında birer gözetleme kulelerine sahiptirler. Yine Pazar İlçesi’nde, küçük bir adacık üzerinde yer alan Kız Kalesi bu kalelerden, kulesi olmadığı için ayrılır. Çamlıhemşin İlçesi’nde, Fırtına Vadisi’nin hakim noktasında kurulan Zil Kale, Rize Kalesi’nden sonra yörenin en büyük kalesidir. Yine Çamlıhemşin İlçesi’nde, Tatos Geçidi’nde ki Kale-i Bala içinde birçok tesisata sahip olan bir kaledir. Zil Kalen’in ortasında yer alan kule Fırtına Vadisi’ne hakimdir. Kale Osmanlı döneminde de onarılarak kullanılmıştır.

 

Taş Kemer Köprüler

 

      Rize’nin, deniz seviyesinden 2000 m. yüksekliğe ve 50 km’lik bir mesafeye ulaşan topografyası, oldukça dik yamaçlar meydana getirmektedir. Bu durum akarsuların denize hızlı bir akışla dökülerek derin vadiler açmalarına neden olmuştur. Buna bağlı olarak dağlık arazide yaşayan yöre insanı, sıkça karşısına çıkan akarsu vadilerini geçip konutlarına, yaylalarına ve tarım alanlarına ulaşmak için köprüler inşa etmiştir. Bu bakımdan Rize yöresinde taş kemer köprü mimarisi oldukça gelişmiştir. Yöre ikliminin etkisiyle (sel) bu köprüler çabuk yıpranmış ve sık sık onarım görmüşlerdir. Köprülerde herhangi bir kitabeye rastlanmamakla beraber, genellikle Osmanlı döneminin son zamanlarında yapıldıkları düşünülmektedir.

      Köprülerin tümü, akarsu yatağının iki yanında karşılıklı birer ayak üzerine yükselen yuvarlak ya da hafif sivri kemerli bir yay formundadır. İlk çağlardan itibaren farklı zaman ve mekanlarda farklı toplumlar tarafından kullanılan bu formun, tercih edilmesindeki ana faktör kullanımından doğan işlevidir. Köprülerin tümünün kemer biçiminde yapılmasının temelinde yatan düşünce, köprünün fevkani yapısı ile sık sık sel suları ile taşan akarsuların altında kalmamasını sağlamaktır. Ormanlık bir bölge olmasına rağmen köprülerin, ahşap yerine taştan yapılmasının nedeni; taşın, suya karşı ahşaba göre daha sağlam ve dayanıklı bir malzeme olmasıdır.

      Tümü dikdörtgen planlıdır ve bir çoğu tek ve yuvarlak kemerlidir. Çamlıhemşin’de ki Kadıköy Köprüsü ve Yukarı Durak Köyü Köprüsü çift kemerli köprülerdir. Ayrıca bugün sadece ayak kalıntıları kalan, Behice Köyü’nde yer alan köprünün ayak kalıntılarından çift gözlü olduğu tahmin edilmektedir. Köprülerin tek gözlü olmasının sebebi genellikle dar vadilere kurulmasından kaynaklanır. Bazı köprüler basık yada hafif sivridir. Köprü ayakları çift ya da tek yönde doğal kayalara oturmaktadır. Tümünün korkulukları köprü yolunun iki kenarında tek sıra kesme taş ile oluşturulmuştur.

      Köprülerin hemen hemen hepsinde kullanılan taş malzeme, düzgün kesme ve moloz taştır. Köprü kemerleri düzgün kesme taşlardan, ayaklar ve diğer kısımlar, moloz taşlardan inşa edilmiştir. Korkuluklar tek sıra taş olarak yapılmış olup, bazılarında sonradan eklenen demir korkuluklar yer alır.

     Yükseklikleri vadinin derinliğine göre değişmektedir. 2-3 m. yükseklikte köprüler bulunduğu gibi 15-20 m yükseklikte köprüler de vardır. En yüksek köprülerden biri de Çamlıhemşim İlçesi’nde yer alan Şenyuva Köprüsüdür. Bu köprü yaklaşık 20 m yüksekliktedir. Yine köprülerin uzunlukları da kuruldukları vadilerin genişliklerine göre 20 m ile 45 m arasında değişmektedir.

Nayla (Serender)

      Rize sadece doğasıyla değil kültürel değerleriyle de güzel ve eşsiz bir bölgedir. Bunlardan değerlerden birisi de “Naylalar”dır. Bölgede, yüzyıllar öncesine dayanan bir geçmişi olan naylalar günümüzde, eskisi kadar yaygın olmasa da, hala varlığını sürdürmektedir. Rize dışında, Karadeniz’in diğer kesimlerinde de örneklerine rastlanan Naylalar her yörede farklı isimlerle anılıyor. Rize’de: Nayla-Serender, Ordu’da: Seren-Serender Trabzon’da Serander, Sürmene’de Paska, Şalpazarı ve civarında Tekir, Kastamonu’da Köşk, Artvin’de serander-kısmen Bageni=Pagen v.b. gibi.

      Naylalar daha çok mısır ambarı olarak kullanılan küçük yapılardır ve evlerin hemen yanında bulunurlar. Kullanılış amacına ve içine konulacak ürün miktarına göre çeşitli boyut ve şekillerde yapılan naylalar küçük, zarif, ahşap yapılardır. Geleneksel mimarinin en güzel süsleme ve ağaç oyma örneklerini bu eserlerde bulmak mümkündür.

      Rize’nin geleneksel yaşantısı içerisinde Naylaların genel işlevi, o dönemin ekmek hammaddesi olan mısırı kurutmak ve saklamaktı. Mısırdan başka ceviz, fındık, hurma ve fasulye de naylalarda kurutulurdu. Bunların çürümeden kuruyabilmesi için naylalar karşıdan karşıya rüzgâr geçecek şekilde yapılmışlardır. Ahşaptan kafes biçiminde delikli olarak yapılan naylanın bir veya iki çeperi içeriye devamlı hava girmesine sebep olur ve kurutma işlemini yerine getirir

.

​      Dört direk üzerine kurulan naylanın altı tamamen boştur. Dört adet direk üzerinde birer yuvarlak ağaç tekerlek bulunur ve onların üzerine de nayla yerleştirilmiştir. Bu ağaç tekerlekler naylaya fare ve diğer zararlıların çıkmasını engellemek için konur.. Yine aynı sebeple sabit bir merdivenleri de yoktur. Naylaya çıkılacağı zaman portatif merdiven getirilerek, naylanın merdiven dayamak için özel olarak bırakılan çıkıntısına dayandırılır ve öylece yukarıya çıkılır.​

 

HALK EDEBİYATI

Halk kültürünün önemli bir kolunu temsil eden halk edebiyatı ürünleri, bölge insanının, günlük yaşamının zorluklarını, hüzünlerini, sevinçlerini dile getirdiği, geçmişten getirdikleriyle bugünün yeniliklerini harmanlayarak kendini ifade ettiği kültürel varlıklardır.

Rize bölgesinin genel karakteristiği olarak, denize, çay tarımına (1940’lar sonrası), zorlu dağ yaşamına ve yayla kültürüne bağlı olarak üretimde bulunan yöre insanı, kendine has şivesiyle türküler, destanlar, hikayeler, masallar, bilmeceler, ninniler, fıkralar söylemiş ve nesilden nesile aktarmıştır. Bu ürünlerin birçoğu dilden dile dolaşarak, zamanla yaratıcısı bilinmez olmuş, halka mal olmuştur. Kimisi de toplumsal ve kültürel değişimle birlikte yeni anlamlar ve sözcükler kazanarak varlığını sürdürmüştür. Son yıllarda yapılan derleme çalışmaları neticesinde yörede söylenen şiir, destan ninni v.b. türlerden bazı örnekler kayıt altına alınabilmiştir. Tabi ki zamanın ve yeni değerlerin karşısında tutunamayıp, halk arasında yazılı kültür yaygın olmadığından, söylenmeye söylenmeye yitip giden ve hiçbir kayıt altına alınmamış olan eserler de olmuştur.

Gerek halk edebiyatında ve gerekse de halk kültürünün diğer alanlarında meydana gelen değişim, anonim bir şiirde şöyle dile getiriliyor:

  • ‘Şerevaz, pepeçura, kastaniça kabağı
  • Sacayak, pelki, hosti, kapandı gitti çağı
  • Kunci, minci, korkoti, koloti, unutuldi,
  • Malahtara, likmene hasret kaldı gazyağı
  •  
  • Geçen zaman içinde değişti bizdeki dil
  • Şimdi bu sözcükleri, ister oku ister sil
  • Rizeli arkadaşum, anam, babam, kardaşum
  • Alem bilmesa bile ne dediğumi sen bil.’

Günümüzde Rize bölgesinde ‘atma türkü, karşıberi atma türkü, düğün türküsü’ gibi isimlerle ifade edilen türkülerle yiğitliğin, hasretliğin, vatan sevgisinin işlendiği destanlarla, Karadeniz insanının zekasını ve yaratıcılığını ortaya koyan ninniler, fıkralar, bilmeceler, atasözleri, deyimler ve hikayelerle süslü zengin bir halk edebiyatı geleneği mevcuttur.

 

Türküler

Rize halk türkülerine atma türküler damgasını vurmuştur. Atma türküler belli bir konu etrafında doğaçlama olarak söylenir. Konu ve ezgi bütünlüğüne dikkat edilir. Genelde mizahi bir üslup kullanılır. Türküler beyitler (ikili) halinde olduğu gibi 4'lü kıtalar halinde de söylenir. Günlük hayatın akışı içinde herkes atma türkü söyleyebilir.

Kemençe veya tulum eşliğinde söylenen atma türkülerde kemençe ezgiyi yinelerken sonraki dizeler düşünülür. Atma türküler iki dize şeklinde ve son heceleri kafiyelidir. Atma türküler tek taraflı veya iki taraflı olarak söylenir. İki taraflı atma türkülere “karşı beri atma türkü” denir. (Kız-Erkek, Kadın-Kız, Baba-Evlât, Gelin-Kaynana, Gelin-Kayınbaba, Karı-Koca, arasında söylenen atma türküler yaygındır.)

  • Atma Türkü
  • ‘Götürün enişteyi
  • Tanımayanlar görsün
  • Enişteye balduzi
  • Nazar boncuği taksun
  •  
  • Eniştenin cebinde
  • Elli liralık kalem
  • Doğru oyna enişte
  • Gülmesun bize alem
  •  
  • Enişte ince uzun
  • Alıyor saçaklara
  • Balduzun kurban olsun
  • Bastuğun toplara
  •  
  • Bu akşam haburaya
  • Yaprak sallanmayacak
  • Şaka maka diyoruz
  • Kimse alınmayacak’

Karşıberi Atma Türkü

Kaynata : Çok Hevesli Kapse’den seni gelin almışım

Gelin : Teşkim almasan beni ben külemi kalmışım

Kaynata : Herkes gülecek beni bakın ne hale düştüm

Gelin : Daha saymayrum seni herşeyi ölçtüm biçtüm

Kaynata : Gelin bu konuşmaklan güldiriyin herkesi

Gelin : Askere gitmiş olsa gelmiş idi künyesi

Kaynata : Daha böyle konuşma düşü bayılacağum

Gelin : Altı seneyi geçti boş duruyi kucağum

Kaynata : Haçan eve gideruk bunu sana sorcağum

 

Destanlar, Efsaneler (Anlatmalar)

Destanlar belli bir konuyu ele alarak yazılır, söylenir. Okuma-yazma bilmeyenler ya hafızalarına yazarlar veya birilerine yazdırırlar. Destanlar sekiz, on bir ve on dört heceli olabiliyor. En çok görüleni on bir heceli olanlarıdır. Toplumu etkilemiş olaylar konusunda yapılmış destanlar uzun süre akılda kalır. Eskiden özel toplantılarda veya sohbetlerde destanlar okunurdu. Bu okunuşlar, bu olayları hatırlamaya vesile olurdu.

  • Sandıkçı Şükrü Destanı
  • Sene bin üçyüz yirimi tamam
  • Rize şehrinde okundu ferman
  • Dünyada kimseye kalmadı iman
  • Bu fani dünyaya itibar olmaz
  •  
  • Mahfume sebebdur Perilizade
  • Yapmadı tapuyu düştü inade
  • Görende paşayı uğrar feryade
  • Korkusundan çünkü dermanı olmaz
  •  
  • Mutasarrif paşa gazaba geldi
  • Yaktı kayığımı ciğerim deldi
  • Ol saat bilun sandıkçı geldi
  • Görünce ateşi aklum oynadı
  • Ciğerum tutuşti aklum oynadı
  •  
  • Kale yokuşunda sipere yattum
  • Hükümete şehre çok tüfek attum
  • Tatlı yemeğume zehiri kattum
  • Zulumsuz eşkıya tövbekar olmaz
  •  
  • Ağlama validem ettuğum çoktur
  • Yiğitlik naminda eksuğum yoktur
  • Senden kayır beni acıyan toktur
  • Yaktuğum canların hesabı yoktur.

Ninniler

  • “Melekler dolanur bu kuyti yere
  • Gün kadar güzel çocuğum uyi
  • Bi gun hasretiyle içun titrer de
  • Anarsun bu derun datli uykuyi
  • Nenni yavrim neni”
  •  
  • “Denuzlerde yuzer kayuk
  • İçi doli yayun baluk
  • Beyin kizi sana layuk
  • Nenni uşağum neni”
  •  
  • “Oğul neni edu yukliyasun
  • Yukilarundan doyasun
  • Oğul nenni ede peşuğune
  • Yukilar gelsun eşiğune” (Yuki: Uyku)

Deyimler (Kalıplaşmış Sözler)

- Masti kedi. (Huysuz yaşlı kadınlar için kullanılır. Masti kedi: Dişi kedi.)

- Ander kalasun veya ander kaybana kalasun (Geberesun)

- Abril fafaturası gibi. (Nisanda çıkan kelebek gibi hareketli fakat ömrü az.)

- Dudi kaybana (Manyak)

- Oy cesuleyim sağa.

- Tava dibini yema, duğununde kar yağar

- Araba yikilince yol gösteren çok olur.

Atasözleri

- ‘Süleymanlar çoktur ama davutlisi binde bir’

- ‘Haçan bir kız kaçacak, yan basar ayağını’

- ‘İki şoza bir güneli üstüne bir hapsikoli’

(Şoz: Güneş almayan yer. Hapsikoli: Hamsili ekmek.)

Bilmeceler

Altı kül, üstü kül

İçine bir sarı gül

(Pilekide Mısır Ekmeği)

Bir sığ tamiluğa bir kara tavuk,

Döner o yana, döner bu yana

(Makoçı)

Uzun uzun dervişler,

Hak yolundan gelmişler

Bizim evin üstünde ne horonlar etmişler

(Yağmur)​

 

YÖRESEL KIYAFETLER

Gündelik yaşamda kullanılan kıyafetler ve aksesuarlar bütün toplumlarda zamana bağlı olarak değişim göstermektedir. Bu, sosyo-kültürel değişimin kaçınılmaz bir sonucudur. Yaşanan değişim, toplumun geleneksel yapısının gücüne ve dış etkenlere karşı direncine göre hızlı veya yavaş olabilmektedir.

Rize bölgesinde 1950’lerle birlikte başlayıp gittikçe etkisini hızlandıran çay tarımının, kasabalara, köylere yönelik kalkınma hamlelerinin etkisiyle ortaya çıkan ekonomik gelişme ile dış göç ve modernleşme (teknoloji, iletişim, okur-yazarlık…) alanında yaşanan hızlı yayılmanın sonucunda geleneksel giyim-kuşam tarzı değişime uğramıştır. Bugün daha çok geleneksel (kapalı) toplum yapısını az çok koruyan kasabalarda, köylerde, ailelerde ve toplumun yaşlı kesiminde görebiliyoruz. Kent ve ilçe merkezlerinde ve de toplumun genç-orta kuşaklarında modern yaşamın giyim-kuşam tarzı hakimdir. Geçmiş yıllarda kıyafetlerin çoğunluğu bölgede imal edilen kumaşlardan (Rize Bezi, Tilo…) yapılmaktayken günümüzde daha çok dışardan satın alınan kumaşlarla yapılmaktadır.

Kadın Kıyafetleri

Yöre kadını gündelik işlerini yaparken rahat çalışabileceği giysiler giymektedir. İçten "foga" denen elbise, etek buluz veya köynek giyilir. Bunun üstüne kokneç bağlanır. Alta uzun çorap ve lastik ayakkabı (eskiden çarık) üstte ise bele dolaylık dolanır, başa önce tülbent veya çember onun üstüne de makaslı peştamal ya da puşi bağlanır. Arkadan saran kalın kuşak , gün boyu ıslak zeminde çalıştığından onu oturduğu yerin zararından korumakta, uzun çorapları ıslandığında her gün değişimi kolaylaştırmakta, önlükleri peştemali ise yine günlük işlerden kıyafetlerinin kirlenmesini , yıpranmasını önlemektedir .

Takı olarak altın beşi birlikler, bilezikler, taşlı altın yüzükler ve 22’lik lira diye adlandırılan küpeler mevcuttur.

Dolaylık

Eni 130 cm boyu 80 cm civarında olan ve bele sarılan bir aksesuardır. İki renkli ve geniş paftalı olarak dokunur. Bele dolandığı için dolaylık adını almıştır.

Bulüz: Genellikle Rize bezinden yapılır. Robadan büzgülü, hakim yakalı, uzun kollu, manşetli veya manşetsiz bir beden giysisidir.

Kokneç

Önlük özelliği taşıyan bir giyecektir. Genellikle ince siyah kumaştan yapılan kokneçlerin kenarları işlemelidir. Ön kısımlarına cep konabilir.

Köynek (Gömlek)

Keten kadife gibi kumaşlardan yapılan, kollu ve diz kapağı altına kadar uzanan bir özelliğe sahiptir. Daha çok Hemşin ve çevresinde kullanılmaktadır.

Elbise (Foga)

Desenli ve çiçekli kumaşlardan yapılan bedeni düz, kolları uzun, belden aşağı büzgülü, etekleri fırfırlı uzun bir elbisedir. Yukarıdan makaslı peştamal ve aşağıdan dolaylık elbiseyi örter.

Makaslı Peştamal

Başa örtülen büyükçe bir örtüdür. Boy kenarları kalın, orta bölümleri ince düz çizgili şekilde uzanır. Enine olan kenarı püsküllüdür.

Etek

Desenli kumaştan yapılan, belden lastikli, etekleri fırfırlı, sutaşı ile süslü uzunca bir giysidir.

Erkek Kıyafetleri

Erkek giyiminde alttan şalvar, "şıkva şalvar" veya "zıpka" denilen üstü bol, dizden aşağısı dar bir giysi giyilir. Üste ise gömlek, yelek ve ceket giyilir. Ayağa yün çorap, ayakkabı olarak da "çapula" veya "çarık" giyilir. Başa "kudi" ve "kukula" denen başlıklar takılır. Bu başlıklarda uzunca bir bağ da olabilir.

Kukula

Lacivert veya siyah renkli pamuklu kumaştan yapılan bir erkek başlığıdır. Başa giyilen bölüm üçgen şeklindedir. Üçgenin ortası sutaşı ile süslenmiştir.

Gömlek

Geçmişte, yöresel kumaşlardan yapılan gömlekler genellikle uzun kollu, önden düğmeli, hakim yakalı veya sıfır yakalı olarak dikilmektedir.

Şalvar (Zıpka)

Arka ağı ve üst kısmı bol, dizden aşağısı dar olan bir giysidir. Beline ip ya da lastik geçirilen şalvarın yan dikişleri, yırtmaç ve paça ağızları su taşı ile temizlenip süslenmektedir.

Yelek

Yelekler model olarak ekseriyetle kolsuz, sıfır yaka ve önden çift düğmelidir. Sol göğüs hizasında ve etek bölümlerinde cepler bulunur. Yeleğin arka kısmı öne nazaran daha bol olur. Bu bolluk arka kısma enlemesine tutturulmuş olan bel kemeri veya bağcıkla ayarlanabilir.

Ceket

Boyu yelekten daha uzun olan ceketler önden V yakalı ve düğmeli olur. Kolları düz ve uzundur. Her iki yanda cepleri vardır. Kenar kısımları sutaşı ile süslenebilmektedir.

 

GELENEK – GÖRENEK VE İNANÇLAR

Rize’de daha önceleri “damat” yerine “enişte” tabiri kullanılıyordu. Koca adayına “enişte” deniyordu. Enişte sofrası, enişte lokumu, enişte daveti gibi ifadeler hep damat kastedilerek kullanılıyordu. Enişteye, yani teyzenin kocasına ise “dayı” deniliyordu.

Dondarcı: Düğün yemeğini pişiren kadınlara dondarcı denir.

Elbise Kesmek: Kız ve erkek tarafı düğünden bir süre önce birlikte düğün alışverişi yaparlar. Elbiseler ve takılar alırlar. Buna elbise kesmek denir.

Enişteyi Bağlama: Düğün günü damadın arkadaşları damadı kollarından ve ayaklarından sandalyeye bağlarlar. Kaynana bir tepsi baklava göndererek damadı bu durumdan kurtarır.

Bu haber 4593 defa okunmuştur.
HABER YORUMLARI


reklam
haber arşivi
ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ