Bugun...
22-03-2017 13:10:00 büyüt küçült

Prof. Dr. Emin Özyurt: “Türkiye’nin Bilim Politikası olmalı”

Prof. Dr. Emin Özyurt: “Türkiye’nin Bilim Politikası olmalı” Üniversiteler sistemli bir şekilde işdünyası ile işbirliği içinde olmalı. Böylece sermaye ile araştırma geliştirme buluşup sonuç üretmeli. Şu an olay zaman ve kaynak ısrafından başka birşey değil. Araştırmaları sonuca bağlayacak irade olmalı. 30-40 yıllık bilimsel birikimleri yeni kuşaklar için sıfırdan başlatmanın bir anlamı yok. Birisi taş üstüne taş koyduğunda arkadan gelen devamını getirmeli. Malesef bizde işler iki ileri bir geri mehter takımı gibi bile değil. İki ileri iki geri. Yerimizde

Konuğumuz ülkemizin en önde gelen beyin cerrahlarından Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nin 30 yıllık öğretim üyesi Profesör Dr. Emin Özyurt. 

Prof. Emin Özyurt ile çok önemli bir konuyu, Türkiye’nin bilime, nitelikli insan gücüne bakışını ele aldık. Emin Özyurt konu ile ilgili şu açıklamaları yaptı: 

Mesleğim icabı dünyada gelişmiş ülkeleri gezdim diyebilirim. Birçok kez yurtdışına çıktım. 1988 yılında İngiltere’ye gittim. İngiltere’de beyin kan akımı, beyin damarları ile çok ciddi bir çalışma yaptım. Bu çalışma dünyada çok büyük ses getirdi. Çeşitli nedenlerden dolayı bu önemli çalışmaya devam edemedim. Tıp da alt yapı çok önemli bunu bu çalışma esnasında anladım.

Daha sonra İsviçre’ye gittim, Prof. Dr Gazi Yaşargil’in yanına. Gazi Yaşargil bu alanda herkesin hocası. Onun çalışmalarını izledim. O kadar çalışkan bir kişiydi ki Cumartesi Pazar bile kampüsün dışına çıkmıyordu. Hastaneye hakimdi. İsviçre’den sonra Amerika’yı da gördüm. Amerika’da Mayo Clinic’te çeşitli araştırmalar yaptım. 

Çin Pekin Şangay da çalışmalarım oldu. Çinli’lerle birlikte ortak kongreler yaptık. Çin’in teknolojisi bizden çok üst düzey değil ancak nüfus fazla dolayısıyla hasta sayası ve ameliyat sayısı fazla. Dolayısıyla kariyerim boyunca dünyayı da tanıyarak görerek gözlemleyerek Cerrahpaşa’ya döndüm ve çalışmalarıma burada devam etmekteyim.

 

BAŞARININ YOLU SABIR VE ÇOK ÇALIŞMAKTAN GEÇER

Nobel Ödülü alan hocamız Aziz Sancar da diyor ki “Ben zekaya pek inanmıyorum. Çalışkanlığa inanıyorum.” Ben de aynı şeyi düşünüyorum. Genç kuşak maalesef çalışmayı pek sevmiyor. Herşeyden önce sabırlı değil. Gelişmiş ülkelere bakın mesela Japon’lara, Çinli’lere sağlamış oldukları bir başarının perde arkasına bir bakın çok uzun süreli, sabırlı bir çalışma devresini görürsünüz. Başarıya ulaşmak öyle kolay değil. Gece gündüz yoğun tempoda çalışmalar sonucu elde edilen bir sonuçtur.

 

SAHİP OLDUKLARIMIZIN KIYMETİNİ BİLMİYORUZ

Türkiye’de kalifiye eleman sorunu bütün sektörlerde olduğu gibi sağlık sektöründe de mevcuttur. Bu Türkiye’nin genel bir sorunudur. Bunun yanısıra mevcut çok değerli elemanlara da gereken önem verilmiyor. Ülke olarak bu değerlerden ne kadar yararlanabiliyoruz bu da büyük bir soru işaretidir. Mesela kendimden örnek vereyim; Edinmiş olduğum bilgi birikimler sonucunda Avrupa’da bile eşi benzeri olmayan bir kitap çıkardım.  Bana bu kitabı İngilizce basmamı tavsiye ettiler. Tamamen kendi kendime almış olduğum bir karardı bu. Ben Emin Özyurt olarak dedim ki bunca yıllık bilgi birikimimden gelecek kuşaklar da faydalansın. Edindiğim bilgi ve birikimleri bir kitap ile gelecek kuşaklara aktarayım. Oysa bu böyle olmamalı. Mesleki olarak edindiğim 30 yıllık çok değerli bilgi birikim emekliliğim ile birlikte benimle toprağa gitmemeli. Mevcut sistem ve otoriteler buradaki ciddi kaynak ısrafını önlemeli, sistem beni değerlendirip böyle bir kitap yazmaya zorlamalıydı. Çünkü ortada çok büyük zaman ve maddi kaynakla elde edilmiş bir birikim var. Bu birikim sisteme döndürülebilmeli. Burada çok büyük kaynak israfı söz konusu.

Ülkemizin bir bilim politikası yok. 30 yıllık 40 yıllık birikimleri yeni kuşaklar için sıfırdan başlatmanın bir anlamı yok. İlgili olduğu alanda uzun yıllar çalışıp çabalayıp belli bir noktaya gelmiş bilim adamlarının gönlünü alıp onları sistemin içine çekerek ürettikleri değerlerden yararlanmak lazım. Böyle insanlar biraz sanatçı ruhludur. Özeldir. Bilim sürekli araştırma geliştirme ile kendini günceller yani yenilenir. Araştırmalar insan ömrünü aşan sürelere yayılabilir.

Burada olay aynen atletizimdeki 4x100 bayrak yarışı gibi olmalıdır. Bir bilim adamı bir konuda taşımış olduğu bayrağı bir sonraki kuşağa sağlıklı bir şekilde aktarmalı bayrağı alan da üzerine birşeyler katarak kendinden sonrakine aynı şekilde verebilmeli ki, bu şekilde bilim hız kesmeden kesintisiz olarak zamanla yarışarak gelişimini sağlayabilmeli.

Günümüzde ise mesela ben bir konuyu ele alıyorum 4-5 sene uğraşıyorum bir yere getiriyorum. Benden sonra gelen ise başka bir şeyle meşgul oluyor. Zaman ve kaynak israfıdır bu başka birşey değil.

Avrupa ve Amerika’daki araştırmalar çalışmalar bizde de yapılıyor. Neden bizikiler ödül alamıyor? Çünkü; birincisi gerekli maddi kaynak doğru bir şekilde aktarılmış ve ortamlar müsait hale getirilmiş, ikincisi ise araştırmalarda devamlılık var. Bayrak yarışı dediğimiz olay bu. Arkadan gelen araştırmayı ileri noktalara taşıyıp sonuçlandırabilmeli.

Her hangi bir konu ele alındığında sonuçlanana kadar iş bir takvime bağlanıp projeksiyon çizilmeli. Bu işin zekayla bir ilişkisi yok. Süreklilik sabır ve çalışmakla Çözüme ulaşmak mümkün. Bilimsel çalışmalarda olay tamamen bu şekilde gelişir. Nobel Ödülü alan bilim adamımız Prof. Dr. Aziz Sancar’ın da dediği bu. Zekayla bir ilişkisi yok bu işin. Bu iş metod meselesidir. Süreklilik ve çalışmak temelinde bir de bilen adama saygı meselesidir. Bilime bilen adama değer vereceksiniz. Sadece bugünkü hükümete ait bir tespit değil bu, genel olarak toplumsal yaklaşımımız; Bizim ülkede malesef düşünürlere, sanatçılara, üretenlere bilim adamlarına özen gösterilmez pek de değer verilmez. Bir örnek vereyim. İstanbul’da dünya çapında Gazi Yaşargil diye bir bilim adamımız var. Yüzyılın cerrahı. Bütün dünya tarafından tanınır, bilinir ve değer verilir. Hiçbir hükümet Yaşargil hoca ile ilgili çok büyük bir yatırım yapmadı. Mesela Gazi Yaşargil ile ilgili bir enstitü kur. Şu veya bu şekilde politik nedenlerden dolayı herkes yan çizdi. Bizim ülke olarak Aziz Sancar’ları, Gazi Yaşargil’leri çıkarabilmemiz için önce varolanlara sahip çıkacağız. Sonra bir metod ile sürekliliği sağlayıp çalışacağız. Türkiye bu noktada elindeki değerleri malesef harcıyor. Değerli beyinlerin bu topluma kazandırılması geleceğimiz için kalkınabilmemiz için önemli bir olaydır. Bu konuda kaynak ısrafı yapıyoruz kanaatindeyim.

 

NE OLMALI?

Batı da iş dünyası üniversitelerle birlikte çalışıyor. Üniversiteler araştırma geliştirme çalışmalarını yürütürken iş dünyası sanayici kurum yada kuruluş o üniversiteyi veya araştırmacı gruba sponsor oluyor. Ortaya konulan işbirliği sonuca endeksli olduğu için çalışmalar bağımsız ve birbirinden kopuk değil. Mesela gittiğim ülkelerden birinde çok büyük bir ilaç firması üniversite ile ortak çalışıyor. Üniversitenin elemanları asistanı olsun, doktoru, profes.rü ilaç firmasında çalışıyor, Projeyi ilaç firması hazırlıyor, hazırlanan projeler milyon dolarlık projeler tabii ki. Üzerinde çalışılan projeler sonucunda ortaya çıkan her ne ise getirisi sistem içinde çalışanlar arasında Öngörülen oranlar üzerinden paylaşılmaktadır. Sonuçta hiç kimse boşa kürek çekmemiş oluyor.

Araştırmacı diyor ki kazanmam için firma hesabına çalışmam lazım, firma da diyor ki benim yaşamam için araştırmacıları yaşatmam lazım.

Böylece pozitif bir geridönüşüm ile bu döngü kuruluyor. 

Peki bizde durum ne? diye soracak olursanız. 

Çalışma, çabalama kafa yorma konusunda yurt dışındaki bilim adamı kadar kafa yoruyoruz emek aynı. Belki de daha kaliteli iş yapıyoruz bunda bir sorun yok. Bizdeki bu sarfedilen çaba pozitif ülke yararına, halk yararına dönüşemiyor. Tamamının dünüşmesi şart değil ama en azından bir kısmının dünüşmesi lazım. O da yok. Mesela ben tümor üzerine çalıştım. Benden sonra gelen gidiyor beyin damarı üzerine çalışıyor. Tepedeki veya bu bilimi organize eden kişiler demiyor ki ya kardeşim biz tümör üzerine çalışıyoruz, tümör aşısı bulup tümörleri yok edecek aşı bulacağız. Bu iş bir ortak akıl işidir. En tepedeki birisinin bu kurguyu yapıp yönlendirip takip etmesi gerekir ki belli bir süre sonra bu çalışmaların meyveleri toplansın.

Oysa biz de herkes kendi halinde başarıyı yakalamak zorunda bu da haliyle işi sağlıklı bir sonuca ulaştırmada çoğu zaman yetersiz kalıyor. Biz deki yapı maalesef devamlılığı olmayan şizofrenik bir yapı.

 

Emin Özyurt kimdir?

Prof. Dr. Emin Özyurt 05.02.1951 tarihinde Rize’nin Ardeşen ilçesinde doğdu. İlk, orta ve liseyi İstanbul’da okudu. 1975 yılında İ.Ü. Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı yıl Cerrahpaşa Tıp

Fakültesi’ne asistan olarak girdi. 1989 yılında Doçent oldu. 1992 yılında Zürih’de Prof. Dr. Gazi Yaşargil yanında epilepsi cerrahisi ve teknikleri ile ilgilendi. 1994 yılında Amerika’da Mayo Clinic’te görev yaptı. 2001-2002 yılları arasında Avrupa ve Asya da beyin tümörleri konusunda ana konuşmacıydı. Prof. Dr. Emin Özyurt Beyin Cerrahisi alanında Türkiye’de ilkleri yapan hocalardan biridir. Halen Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nöroşiruji Anabilimdalı öğretim üyesidir.


Bu haber 1401 defa okunmuştur.
HABER YORUMLARI


haber arşivi
ÇOK OKUNAN HABERLER
ANKETİMİZE KATILIN

Web sitemize nasıl ulaştınız?

Reklam
Tavsiye
Arama Motorları
Diğer

Tüm Anketler
NAMAZ VAKİTLERİ